Neden Markaların Akıllı Telefon Uygulamaları Web Sitelerinden Daha Kullanışlıdır?

Uzun zamandır bu konu hakkında bir şeyler yazmak aklımdaydı en son Mothercare mobil satış sitesini görünce hızlıca yazmak istedim.

Çoğu markanın web sitesinde aradığımız şeyi bulmak için çok çaba harcarız. Sitenin altını üstüne getiririz ama bulmamız gereken şeyi kısa sürede bulamayız. Bunun en önemli nedeni de öylesine yapılan web siteleridir. Marka sadece sitem olsun diye site yaptırınca ortaya belki görünüş olarak güzel ama kullanıcı deneyimi açısından felaket bir site çıkar.

Aynı marka bak şu marka iphone uygulaması yaptırmış biz de yaptıralım der, sitenin yanına birde iphone uygulaması gelir.

İşte kritik nokta burasıdır, sitesi geniş olduğu için her şeyi koymak isteyen marka bu sefer ajans tarafından şu soruyla karşı karşıya kalır?

Bu uygulama içerisinde her şeye yer veremeyebiliriz bu açıdan siteniz için en önemli noktalar nelerdir sorusu gelir markaya?

O zaman marka düşünür sitenin en önemli artılarını, sadece kullanıcının kullanmasını istedikleri noktaları belirtirler ve ortaya kullanışlı bir iphone veya akıllı telefon uygulaması çıkar.

En önemli soru neymiş o zaman? Benim sitem ne için var? Ben kullanıcıların en çok neyi kullanmasını istiyorum? En büyük artım ne? İşte bu soruların cevabını lütfen web siteleriniz içinde veriniz sevgili Markalar.

İşte bunu yaptığınızda ortaya çok kullanışlu hedefe yönelik web siteleri çıkacaktır!!!

 

 

Geleneksel Mağazacılık Anlayışı ve İnternet Satışına Entegresi

Daha önceden bir yazımda Online Pazarlama ve Mağaza Bağlantısına değinmiştim.

Hazır son günlerde fazla sayıda e-ticaret projesi yayına giriyorken ve markafoni, trendyol gibi sitelerin etkisiyle şimdiye kadar geleneksel mağazacılık anlayışıyla çalışan şirketler online alanda satışa yatırım yapıyorken bu firmalara yurtdışından bir kaç örnek gösterelim diyorum.

İnternet üzerinden tekstil satışı ülkemizde son 2 yılda daha çok konuşulur oldu. Bunun başlıca nedeni de aslında internetten kimsenin tekstil ürünü satın almayacağını düşünen kişilere özel alışveriş sitelerinin bunun yapılabileceğini göstermesiydi.

2011 başından itibarende artık bu alana boyner,vakko gibi firmaların girmesi ve onlar dışında da direkt satış alanında internet satış siteleri açılmaya başlandı.

İnternet üzerinden tekstil ne gibi yollarla satılabilir?

Özel alışveriş kulüpleri vasıtasıyla indirimli olarak satılabilir, ya da her hangi özel bir indirim olmadan internet üzerinden direkt satış olarak yapılabilir.

Daha bunları yeni yeni konuştuğumuzdan mağazacılık ile online tarafın bağlantısını nasıl yapabiliriz gibi konular pek konuşulmuyor çünkü hiç bir markanın mağaza stoğu ve internet stoğu veya mağaza personeli ile internet satış personeli birbiriyle entegreli bir şekilde çalışmıyor.

Macys mağazalar zincirini belki bileniniz vardır. Zaman zaman iyi indirimler yapan bir çok markayı bünyesinde bulunduran bir mağaza zinciridir. Hem online tarafta satışı hem de  mağazaları mevcuttur.

Şimdi örneğimize gelelim, Macys satışa sunduğu ürünlerin stoklarını iki satış kanalına da iyi bir şekilde entegre etmiş.

Dockers örneğini inceleyecek olursak, dockers’ın her hangi bir ürününe girildiğinde sepete ekle tuşunun hemen altında mağazada bul tuşunu görebilirsiniz.

 

macys dockers

 

 

 

 

 

 

 

Mağazada bul tuşuna bastığınızda ise karşınıza şu ekran çıkıyor ve sizden zip kodu veya şehir belirlemenizi istiyor,

 

macys dockers 1

 

 

 

 

 

 

 

Şehirinizi belirleyip aradığınızda da karşınıza o an ürünlerin size yakın hangi mağazada bulunup bulunmadığını, mağazanın size olan uzaklığını,haritada adres tarifini görmeniz mümkün.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısaca özetlemek gerekirse satış satıştır, mağazada yapılan satış ile internetten yapılan satışın bir farkı yoktur. Macys örneğindeki gibi iki kanal iyi bir şekilde entegre edilebilirse satış miktarları artar.

Ne zaman ki internet üzerinden satış yapılan kanala açalım siteyi dursun kenarda diye bakılmaz, gerçekten bir mağaza gibi bakılıp özen gösterilir ise işte o zaman ülkemizde internet sektörü çok daha fazla gelişir.

Nasıl tabelası kırık,ürünlerin dört bir yanda olduğu mağaza açılmıyorsa internet sitesi de yarım şekilde açılmamalıdır.

Yazıya Gelen Yorumlar;

Yazı friendfeed’e düştükten sonra çok güzel yorumlar geldi, onları da eklemeden olmaz.

Türkiye bu konuda biraz geriden geliyor maalesef, mağazalar internet bacağını, internet bacağı da mağazaları kendine rakip görüyor. Buna benzer uygulamaları Türkiye’de de sıklıkla görebilmek için kaynağa dönüp, performans/prim sistemlerinden başlamamız gerekiyor. Bu çatışmayı daha önce çalıştığım iki büyük holding grubunda da yaşamıştım. – Y.Emre GÜZER

Biraz Banu Alkan tarzı olacak ama, internet’te açılan dükkanı da benzer kriterler altında değerlendirmeyi unutmamak gerekir. Açılış maliyetleri, başabaş noktası gibi ölçütleri herkes biliyor. Stok devir hızı, vitrinde (ilk ekranlarda) yer alması gereken ürünler, ikinci-üçüncü kez gelen müşteri sayısı, diğer mağazalara (taş-tuğla olanlara) yönlendirme kapasitesi gibi ölçütlerin de (ki bunlardan onlarca var) hesaba katılması gerekiyor artık. Özellikle taş-tuğla kökenli mağazacılıktan gelenler, “tamamlayıcı” etkisini daha iyi kullanmalı. . – Uğur Özmen

yazı çok iyi bir yere temas ediyor.Özellikle şu kısımlar önemli bence. “Kısaca özetlemek gerekirse satış satıştır, mağazada yapılan satış ile internetten yapılan satışın bir farkı yoktur. Macys örneğindeki gibi iki kanal iyi bir şekilde entegre edilebilirse satış miktarları artar. Ne zaman ki internet üzerinden satış yapılan kanala açalım siteyi dursun kenarda diye bakılmaz, gerçekten bir mağaza gibi bakılıp özen gösterilir ise işte o zaman ülkemizde internet sektörü çok daha fazla gelişir.” Birçok tekstil ve giyim firmalarının hemenal’dayken e-ticaret sitelerini erpleriyle entegre ederek e-ticaret sitelerini yaptık.Bu markaların ilk sorusu perakendemi vurur mu? sorusu oldu.Özellikle en çok direnenler şube müdürleri idi,malum prim yapısından dolayı.Biz de burada hep dedik ki satış satıştır.

Bir büyük markayla örnek vereyim istiyorsan yazınla ilgili,bu firma Türkiye’nin en büyük 3 ayakkabı oyuncusundan birisi,Erpsini de entegre ettik,gayet stabil çalışıyor,ayrı depo açtık stok-caride çok iyi satışları var (Ziyaretçinin alım adetlerine ve ticket sizelarını dikkate alarak söylüyorum).En sıkıntılı durum mağaza müdürlerinin ellerinde olan malı (ki satamamışlar stoklarında duruyor.) kendi e-ticaret sitelerine vermek istememeleri.Çünkü prim alamayacaklarını düşünmeleri ki firma bunun için ekstra prim de veriyor mağazaya.Her zaman düşünmüşümdür senin bu modeli Türkiye’de uygulayabilecek zengin ürün gamına ve şubeye sahip kim var diye,baktım ki evkur var :) ama onda da senetle satış almış başını gitmiş,sıcak bakmıyorlar :)Yine Macys’in aynısını Yabancı bir ayakkabı markasının Türkiye Ofisine önermiştim ama elde var sıfır.Aşılacak inşallah ben hep şöyle düşünüyorum açıkçası 2005-2006’da kaç adet stok cari entegrasyonlu site vardı,şimdi kaç tane var,inşallah macys benzeri projelerde 3-4 sene sonra çok büyük şube ağı olan şirketler için elzem olacak,kaçış yok,projeyi yapan da çok iyi kazanır düşüncesindeyim :) o da ayrı mesele,tekrardan teşekkürler,valla ileriye dönük projeksiyon bir yazı olmuş :) – Ali Aygün

Ali ‘nin dediği gibi mutlaka bir gün yapacaklar ama mağaza stoklarını düzgün bir şekilde anlık takip edebilen o kadar az sayıda firma var ki , Bunun nedeni e-ticaret öncesi yazılım altyapısına önem vermemeleri veya yatırım yapmamalarından kaynaklanıyor Zamanla E-ticaret yazılım altyapıları – ERP yazılım Altyapıları – CRM altyapıları tamami ile bütünleşecektir. Ama biz bunu görsekde sektörün oturması zaman oluyor elbette – Taner Kayman



 

Siz Hala Sadece Sitenize Gelen Trafiği Önemseyen Markalardan mısınız?

Son 2 senedir bunları çok duyuyorum; bizim için trafik önemli, kaç tık aldık?, reklamdan kaç kişi girmiş? Alexa’mız ne olmuş? be benzerleri…

Markalar sitelerde, google üzerinde reklam veriyorlar ama hala tek önemsedikleri şey kaç kişinin geldiği, başka bir deyimle kaç tık aldıkları.

Web siteleriniz bu kadar mı hedefsiz?

Web sitenize bir hedef belirlemek bu kadar mı zor?

Gerçekten merak ediyorum.

Özellikle günümüzde bir sitenin trafik almasının inanılmaz önemsenmesi müthiş derecede anlamsız geliyor bana. Tabiki öncelikle sitenize trafik sağlamanız lazım ama reklam mecrasının faydasını gelen tık’la ölçmek kadar garip bir şey yok bana göre.

Tamam siteme milyonlarca kişi giriyor, eee sonra? Napıyor bu insanlar? Hemen çıkıyorlar mı? Sana üye oluyorlar mı? Mail listene kayıt oluyorlar mı? Bir şey satın alıyorlar mı? Sitende ne kadar kalıyorlar?

Demek istediğim 1 milyon kişide sitenize girse, bu kişilerin %85’i anında siteden geri çıkıyorsa bu kadar kişinin bir anlamı kalmıyor.

Peki bir sitenin reklam mecralarını değerlendirebilmesi için ne gibi hedefleri olması lazım?

-Sitenizden satış yapmak bir hedef olabilir, kaç kişiye satış yaptığınız,gelen kişilerin ne kadarlık alışveriş yaptığı gibi değerler eğer alışveriş sitesi iseniz sizin için çok önemlidir.

-Bir forma sahip olabilirsiniz, üyelik formu veya bir kampanyaya davet formunu dolduran üyelerin sayısı da sizin reklam mecralarını değerlendirebilmeniz açısından faydalıdır.

-Mail toplayabilirsiniz, bir kişinin mailini almanın size olan maliyetini bilirseniz, kampanyalarınızda seçtiğiniz mecraları ona göre seçebilirsiniz.

Peki sitenizin hedefi satış,üyelik vs. değilse bir hedefiniz yok mu demektir?

Kesinlikle değil.

Belki ürün tanıtımı yapıyorsunuzdur, insanların ürününüz hakkında bilgi sahibi olması, yeni çıkan ürününüzü daha çok kişiye tanıtmak sizin için gayet iyi bir hedef olabilir.

Yani sitenize gelen ziyaretçilerin sitede kalma süreleri,hemen çıkma oranları,gezdikleri sayfa sayısı sizin için çok güzel bir hedef olabilir. Bu hedefler ışığında yine kullandığınız mecraları değerlendirebilirsiniz kolayca.

Bu hedef daha çok engagement (kullanıcıyı siteyle bütünleştirme) hedefidir.

Her zaman bir hedef vardır, yeterki bulmak yaratmak isteyin.

Get Satisfaction Beyaz Saraya Davet Edildi

Bu haberi görür görmez hemen paylaşmak istedim.

GetSatisfaction.com markaların şikayetçi müşterilerini dinleyebildikleri çözüm bulabildikleri bir ortam. Amaç müşterilerin aldıkları hizmetlerin iyileşmelerini sağlamak. Son durum itibariyle sitede 25000 tane topluluk mevcut.

Obama getsatisfaction ekibini Beyaz Saray’a çağırarak düşüncelerini almak istiyormuş, hizmetleri nasıl iyileştirebiliriz, nasıl teknolojiden faydalanabiliriz bunu tartışmak için çağırılmışlar.Maliyetleri düşürmek, müşteri hizmetlerini iyileştirmek gibi konularda da konuşulacakmış.

Tabiki sadece getsatisfaction ekibi olmayacak, farklı alanlardan CEO’lara da yer verilecek.

Bir önceki yazımdan sonra bu yazı da teknolojinin nerelere geldiğini, nereye gideceği konusunda bize fikir veriyor.

Biz bugünleri yaşar mıyız veya bize bu tarz çalışmalar uygun mu bilemiyorum. Bak görüyor musunuz millet neler yapıyor, biz yapamadık bir türlü demeyeceğim çünkü bizim bu tarz çalışmalar için ciddi zamana ihtiyacımız var.

Allen Iverson da Twitter.com’da!

 

 Bugün mashable.com sitesinde okuduğum haber bir süredir aklımda olan bir şeyi yazıya dökmemi sağladı.

Öncelikle haberi belirtelim, NBA’in yıldız ismi Allen Iverson Memphis ile anlaştığını samimi bir şekilde twitter’dan duyurdu. Sadece artık Memphis’teyim yazmadı, yeni koçuna, takım arkadaşı Chris Wallace’a güvenini de belirtti. Sıradan bir şekilde anlaştım değilde, daha samimi bir yazı ile duyurusunu yaptı. Continue reading

FriendFeed'i Facebook Satın Aldı!

Bu akşam friendfeed blogunda duyurdu, Facebook friendfeed’i satın aldı. 250 milyon kullanıcılı facebook, hızla büyümeye devam eden hatta aylar önce taklit ettiğini düşündüğümüz friendfeed’i bünyesine katarak, Dünya Sosyal Ağlardaki pazar payını artırmaya devam etti.

Friendfeed, özellikle ülkemizde çok hızlı benimsenerek, iyi bir büyüme ivmesi yakaladı. Twitter‘dan farklı olarak friendfeed internet dünyamızı bir araya toplamamıza yardımcı oldu, ayrıca kişiler arası iletişime fazlaca izin vererek tanıdığımız kişilerin internet dünyalarının paylaştıklarının, yazdıklarının içine iyice dahil olmamıza yol açtı. Bu özellikle bizim gibi internetin en başından beri forum yapısına alışkın olan kişiler için, kalitesiyle, sadece istediğin kişilerle muhatap olabilmenle, kendi mesleğine, düşüncene yakın kişileri tanıyarak iletişim kurabilmene olanak sağlayarak iyi bir platform oldu friendfeed.

Facebook ise malum sosyal ağların en büyüğü, çok kalabalık, gittikçe büyüyor. Fakat bu kadar üyeyi bir türlü paraya dönüştüremeyen bir site. Denedikleri çoğu plan tutmadı, sadece büyüyorlar. Karsal anlamda büyümeselerde, kullanıcı açısından Dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olabilecek kadar büyüdüler.

İnternet sitelerinin gelir modelleri çok konuşulan bir şey. Belki bir hevesle kurulan internet şirketleri işler büyüdükçe para kazanmak zorunda kalıyorlar, en baştan belli bir modelleri olmadığından dolayı ise sonradan zor durumda kalıyorlar. Peki reklam modeli olmayan bir facebook reklam modeli belli gibi olan ama daha fazla denenmemiş olan friendfeed’i alarak ne gibi bir kar elde edebilir.

Sevgili Dinçer’in yorumunda belirttiği gibi, muhtemelen bu satın alımda bunlar düşünülen şeylerdir fakat kendisi bu konuda başarılı olamayan facebook’un neler yapabileceğini de oldukça merak ediyorum.

2 Aşama çok önemli bence;

1-Doğru hedef kitleye doğru reklamı ulaştırırsan reklamın tıklanması artar,tıklanma hacmin artarsa reklamveren memnun olur.

2-Reklamveren tıklanmadan memnundur ama dönüşüm yoktur. İnternete güvenen yoğun kullanan satın alım yapabilecek kullanıcılarına ortamlarını bozmadan paylaşımlarını yapmalarına izin verirsen, ve doğru reklamla buluşturmaya çalışırsan sadece tıklanma değil dönüşümde artar. Reklamveren daha mutlu olur, reklama daha da para yatırabilir.

Google Rules:)

Umarım bu satın almadan iki tarafta karlı çıkar.

Markalar İnternette Daha Çok Yer Edinmeli

Bir firma veya marka ile ilgili merak ettikleriniz var? Ne yapıyorsunuz ilk olarak? 

İlk olarak Google.com’a giriyor ve firma/marka adıyla arama yapıyorsunuz ve hakkında kim neler demiş bakıyorsunuz değil mi? Eğer ilk sayfada firma hakkında kötü haberler çoksa düşünceniz bile değişebilir.

Bu yüzden artık marka/firma isimlerinin google aramalarındaki ilk sayfaları çok daha önemlidir. Siz bir marka olarak internette ne kadar daha fazla kendinize yer edinirseniz, sizinle ilgili aramalarda ilk sayfada sizin ürettiğiniz içerik bilgileri çıkar.

Peki ilk sayfada sitem çıkıyor zaten daha nerede bulunabilirim diyorsanız?

-Kurumsal blog ile hem markanızla ilgili bilgileri kullanıcılarınıza ilk ağızdan verebilir hem de google.com ilk sayfasında kendi siteniz haricinde bir yer daha edinmiş olursunuz.

-Fan sayfaları, facebook, myspace gibi yerlerde size özel sayfalar oluşturursanız hem marka fanatiklerini bir araya getirmiş olursunuz ve yine google’da bir yer daha edinmiş olursunuz.

-Twitter,friendfeed vs. gibi araçları da kullanarak müşterilerinize sizden haberleri daha hızlı sağlayabilirsiniz ve tekrar google anasayfasında bir sayfaya daha sahip olabilirsiniz.

-Kurumsal sitenizin yanında, belki sizden haberlerin olduğu, anlık kampanyalarınızı yazdığınız ana sitenize bağlı bir site de açabilirsiniz. Bu da faydalı olacaktır.

-Wikipedia, bu devasa bilgi deposu arama motorlarının çok sevdiği bir yapıdadır. Bu yüzden eğer markanızla ilgili bilgiler oarada mevcutsa mümkün olduğunca sayfanızı zenginleştirin.

-Son olarak gönderdiğiniz basın bültenlerini belli başlı SEO kurallarına dikkat ederek hazırlarsanız yayınlandığında sizinle ilgili aramalarda ön plana çıkabilirler.

Bunları açmış olmak için açmak kesinlikle hiç bir fayda getirmeyecektir, google sizinle ilgili arama sonuçlarında en çok içeriğin zenginliğine bakacaktır ve eğer siz boş içerikli alanlar yaratmış iseniz yine ilk sayfada çıkma şansınız fazla olmayacaktır. Bu yüzden internette kendinize edindiğiniz her alana maksimum ilgi göstermek gerekmektedir. Bir ev kiralayıp içinde eşya olmadan oturamayacağınız gibi açtığınız yeni alanları da boş bir şekilde tutmayın, mutlaka sizinle ilgili veya sektörünüzle ilgili kaliteli içerik üretin.

Marka aramalarında google ilk sayfası o markanın kimliğidir, arayan kişinin karşısına markayla ilgili direkt kötü şeyler çıkıyorsa baştan kaybettiniz demektir. Uğur abinin dediği gibi müşteri deneyimi internette kullanıcının sizi aramaya başladığı anda başlar. Siz ne kadar fazla içerik üretir, sizi seven kişileri konuşturursanız olumsuz içerikler arka sayfalarda kalacaklardır.

Twitter ve Pazarlama

Obama’nın seçimlerdeki pazarlama kampanyasıyla daha fazla ilgi gösterilmeye başlanan twitter, ülkemizde de gazete dergi gibi mecralarda da çokca yer almaya başladı. Tabi bunun neticesinde markalarda biz nasıl kullansakta burada varolsak diyerek twitter üzerinden çalışmalar yapmaya başladılar. Markaların twitter‘ı ülkemizde nasıl kullanmaya çalıştığı ve nasıl kullanması gerektiği konusunda yurtdışındanda örnekler vererek  biraz bahsetmiştim. Bu yazımda ise biraz daha ileri giderek nasıl kullanlırsa daha faydalı olabilir buna değineceğim.

Konuya girmeden önce sanatçılarında twitter ve friendfeed keşiflerinin başladığını görüyorum ve nasıl kullanalım sorularını da ilgiyle takip ediyorum:) Kısaca buna cevap verip daha sonra esas konumuza geçelim; Continue reading

Twitter Markalar Cenneti mi Oluyor?

Twitter’da artık her gün beni başka bir markanın takip ettiğini görüyorum, bir marka kampanyası için bir diğeri laf olsun diye, bir başkası markam twitter’da bulunsun diye kendilerine twitter dünyasından bir yer ediniyorlar.

Obama ile daha da ünlenen twitter ülkemizdeki markaların iyice dikkatini çekmiş olacakki amaçsız bir şekilde marka üyelikleri twitter’da artmaya başladı. Markamıza katkısı ne olur, bizden ne alır ne götürür, artıları nelerdir diye düşünmeden yapılan bilinçsiz eylemler silsilesi olarak görüyorum bu hareketi. Amaç sadece şunlar yapmış biz de yapalım, Obama çok başarılı oldu biz de belki oluruz gibi bir şeyse kesinlikle boşa vakit kaybı.

Twitter, markalar için çok işe yarar ama hangi markalar, hangi amaçlar için işe yarayacağını iyi tespit etmek gözlemlemek gerekir. Örneğin Dell bilgisayarları twitter’ı kullanarak milyonlarca dolarlık satışlar yaptılar. Evet twitter uygun fiyata satışlar yapan kaliteli bir kurumun işine yarayabilir, çünkü onu takip eden kişilere öncelik sağlıyor, uygun fiyata ürünler bitmeden almak gibi bir fayda sağlıyor. Cnn, Espn gibi markalara faydası mutlaka vardır, çünkü her an o siteleri gezemeyecek kişilere kısa haber başlıkları ve linkler şeklinde güncellemeler göndererek onu takip edenlerin gündemi anında görmesine olanak sağlayarak bir fayda oluşturuyor. Mesela daha farklı bir örnekte Zappos Ceo’su twitter’da bulunup markasını temsil ediyor ve gerçek bir kişi olarak insanlara cevap veriyorsa kullanıcıların markaya olan güveni çok daha fazla artacaktır. Onu takip edenler için ise sevdikleri markayı daha iyi benimsemelerine yol açarak kendilerini iyi hissetmelerini sağlıyor. Ve daha şimdi aklıma gelmeyen bir çok başarılı örnek.

Peki bizde önce siyasetin yapmacık olarak el attığı twitter şimdi de markalarından haber vermek isteyen veya kampanyalarını bildirmek isteyen firmalarla doldu. Yapabildikleri ise bir kez veya iki kez marka sloganını girip bırakmak. Bu mudur acaba sosyal medyayı etkin kullanmak? Bu sadece orada olmak için olmak.

Kim başarılıdır derseniz? Pegasus başarılıdır, çünkü twitter’ı ciddiye aldılar, garip mesajlarla insanları rahatsız etmediler, kendi sitelerinde ayrı bir yer açtılar, bir yarışma yaptılar, yarışmada doğru cevaplayan 1.,50.,100. kişiye uçak bileti hediye ettiler. Yani kendilerini takip eden 1111 kişiye bir fayda sağladılar. Bu işi ciddiye aldılar ve bence başardılar. 

Sevgili markalar artık sosyal medyayı kullanmış olmak için kullanmasak? Bir baksanız acaba bize ne faydası olur, bizi takip edenlere ne sunabiliriz diye bir sorsanız kendinize.

Ne dersiniz çok güzel olmaz mı?

SEO'yu (Arama Motoru Optimizasyonu) Kimin için Yapıyorsunuz?

Arama Motoru Optimizasyonu, daha fazla bilinen adıyla SEO artık hayatımızın bir parçası olmanın ötesinde internet ile uğraşan herkesin hayatının bütünü olmaya başladı. Bunun nedeni ise çok açık; ücretsiz trafik. 

Malum SEO artık internette (eğer sadece reklama harcayacak milyon dolarlarınız yoksa:)) sitenize daha fazla ziyaretçi çekebilmenin en ücretsiz yolu. Kişisel web sitelerini dışarıda bırakırsak reklam harcaması yapan büyük markaların yegane giriş kapısı Google. Daha çok satış yapmak veya ziyaretçi sağlamak istiyorsanız Google’a kendinizi sevdirmeniz şart, Google’a kendinizi daha iyi tanıtmak ve sevdirmek için ise SEO şart. 

SEO’nun teknik tarafı ve neden bu kadar revaçta olduğu ile ilgili bir kaç yazı yazmıştım. Bu yazımda, yapılan en büyük hatalardan biri olan sadece Google robotu için SEO yapılmasına değineceğim.

SEO şart dedim, öncelikle Google’a kendinizi doğru tanıtamazsanız üstlerde çıkmayı en baştan unutun. Olduğunuz yerde sitenize ekstra olarak hiç bir şey yapmadan robot beni bulsun, tanısın bir de üstlere çıkarsın demeniz pek bir şey ifade etmez. Teknik detaylar mutlaka olmalı ama olmayan bir şeyi varmış gibi göstererek değil. Yani sayfanızı sırf üstte görmek için içeriğinizden alakasız meta’larla sitenizi doldurursanız yine pek şansınız olmaz.

Bu sıralar gerek danışmanlık verdiğim yerlerle olan ilk görüşmelerimde gerekse etraftan duyduğum bazı söylemlerden dolayı bu yazıyı yazmak istedim. Herkeste aynı cümle “Bir tanıdık bir şeyler yapıyormuş, birprogram mı ne yapmış, Google’da üst sırada çıkıyormuş, ben de ondan istiyorum, üste çıkalım da nasıl olduğu önemli değil”. Önce derin ohh çekiyor ve başlıyorum anlatmaya; “Eğer Google’dan ömür boyu ban yemek, sitenizi olmadığı gibi göstererek gelen kişileri kaçırmak gibi bir niyetiniz varsa baştan başlamayalım” diyorum. Ve arama motoru mantığını basitçe anlatıyorum.

Çoğu kişi SEO’yu sırf Google robotu için istiyor ve yapıyor, bu yüzden başlıkta bunu sormak istedim, Kimin için SEO?

Google’un en önem verdiği şeylerden birisi içeriktir hatta en önemlisidir. Biz, yani Google’da arama yapan herkes Google’un müşteridir, nasıl ki şirketimizde müşterimizi memnun etmeye çalışıyorsak Google da zengin kaliteli arama sonuçlarını üstte çıkartarak müşterisine iyi ve kaliteli hizmet doğru içerik sunmaya çalışıyor. Google aradığınız kelime ile alakalı doğru yanıtlar çıkartırsa kimin işine yarar, müşterilerinin yani bizlerin. Peki bu sonuçla bizim sitemizi kimin için düzenliyor olmamız gerekiyor, Google müşterilerine göre. Google müşterisi kim bizim hedef kitlemiz. 

Kısacası sitenizi yaparken müşterilerinizi, yani kullanıcılarını düşünmelisiniz, robotu değil. Siz ne kadar kullanıcılar için faydalı, içerik açısından zengin bir site oluşturursanız Google tarafından üstlere çıkma şansını artırırsınız. Aramalarda üst sıralarda çıkmak sizin ana amacınız olabilir ama sırf bunun için olmadık yollar denerseniz, bir gün Google’dan ceza alarak hiç bir aramada çıkmayabilirsiniz.

Oysa ki sitenizi kendi kullanıcılarınız için SEO kurallarına uyarak düzenlerseniz, önce sitenize gelen kullanıcıları memnun edersiniz arkasından da arama motorlarında çok daha iyi yerlere sahip olursunuz.