Bir Çocuk Avutucusu Olarak iPad ve Dijital Pazarlamacılar için Önemi

Selamlar öncelikle. Yoğunluktan bloga yazı yazmayalı çok zaman geçmiş, şimdi fark ettim.Özlemişim yazmayı. “Umarım bundan sonra daha sık yazabilirim” temennisinde bulunduktan sonra yazıma geçeyim.

Birçoğunuzun çocuğunu, yeğenini ya da çevresindeki küçük çocukları susturmak, oyalamak için iPad veya herhangi bir tableti kullandığına eminim. Bu durum hem çevremizden duyduğumuz hem de bizzat yaşadığımız bir şey aslında. Dün mailime gelen bir araştırmada gördüğüm grafikten sonra bu durumu sadece bizim yaşamadığımızı, dünyada da bu durumun çok yaşandığını görünce yazıya dökmeye karar verdim ve biraz da araştırma yaptım.

Öncelikle şu grafiğe bir bakalım;

Çocuklar için iPad,iPhone

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıda yanıtlara bakarsanız,

1-Tablet bilgisayarım, ben başka işler yaparken çocukları oyalamak için faydalı bir araç. %59

2-Tablet bilgisayarım seyahat ederken çocukları oyalamak için faydalı bir araç. %66

3-Tablet bilgisayarım çocukları eğitmek ve ev ödevlerinde yardımcı olması için faydalı bir araç. %60

Görüldüğü üzere, iPad veya herhangi bir tablet /telefon, çocukları oyalama konusunda hepimizin sıkça başvurduğu, faydalandığı bir araç.

Çoğunluk tarafından kabul gören 2. yanıttan yola çıkarak uçakta, otobüste ya da  herhangi bir yerde çocuğunuz ağladığında, oyun oynamak istediğinde etrafa rezil olmamak için akıllı telefonunuzu veya iPad’inizi çocuğa vermek, onu susturmak konusunda en büyük çözüm gibi duruyor.

Bu tarz kullanımların artması, uygulama dünyası için bir fırsat haline gelmeye başladı. Örneğin Apple App Store’da çocuklar için uygulamalar  ayrı bir kategori haline getirildi ve bu kategorideki uygulama sayısı her geçen gün artmaya başladı. Yetmedi Samsung çocuklar için ayrı bir tableti piyasaya sürdü.

Burada asıl tartışılması gereken konu, bu yapılanın çocuklar için ne kadar doğru, ne kadar faydalı olduğu konusu. Belki o an bizim için önemli olan çocuğun susması olsa da gerçekte doğru şeyi mi yapıyoruz bunu iyi irdelemek gerekiyor. İşin bilimsel tarafına, yani çocuk gelişim uzmanlarının neler dediklerine baktığımızda herkesin hemfikir olduğu bir konu var ki o da 2 yaşına kadar hiçbir çocuğa tablet ve telefon vermememiz gerektiği. Nedeni ise beynimizdeki etrafı anlamayı ve daha çok öğrenmemizi sağlayan sinapslar. Doğduğumuzda beynimizde 2500’e yakın sinaps varken 3 yaşına kadar bu sayı 15.000‘e kadar çıkıyor. Daha sonraki evrede gittikçe düşüyor. Bundan dolayı 2 veya 3 yaşına kadar çocuğu tabletlerle muhatap etmeyip gerçek hayatta öğrenme sürecine devam etmesini sağlamamız gerekiyor.

2-3 yaşa kadar çocuğa tablet veya telefon verilmemesi önerilirken sonrası için ise sabit bir görüş bulunmuyor . WSJ yazısında da farklı görüşleri görebilirsiniz. Bunun nedeni de teknolojinin yeni olması ve hakkında doğru düzgün araştırma olmaması.

Her ne kadar sabit bir fikir olmasa da 3 yaşından sonraki kullanımlarda amacın ne olduğunun çok önemli olduğu kanısı hakim. Tabletlerde eğitim tabanlı uygulamalar olduğu gibi birçok oyun da mevcut. Eğer çocuk, eğitim amaçlı, öğrenimini iyileştirecek uygulamalar kullanıyorsa faydalı ama sadece oyun amaçlı kullanıyorsa çok da fayda sağlamayacağı konusunda görüşler mevcut. Örneğin yemek masasında çocuklara ipad verilip yemek yedirilmeye ikna edilmeye çalışılması iletişim yeteneklerini olumsuz yönde etkileyebilir. En çok önerilen şey ise tablet kullanımının sınırsız olmaması yönünde… Mutlaka günlük tablet kullanımı sınırlanmalı. Aksi takdirde çocuğun kişisel gelişimi etkilenip ileride gerçek dünyada gerçek ilişkiler kuramayacak duruma gelebilir. Gelişimin çok önemli olduğu yaşlarda birebir iletişimin, konuşmanın, arkadaşlarla oynamanın tablet ile oynamadan çok daha faydalı olduğu bir gerçek.

İşin birde eğitim kısmı var, yine başka bir araştırmada eğitici uygulamalar kullanan çocukların yaşıtlarına oranla %30 daha fazla kelime bildiğini ortaya koyuyor. Şu yazıda eğitici oyunları görebilirsiniz.

Peki bunun yerine neler yapmalıyız,gerçek hayat ile ilgili yapılabilecek şeyleri şu yazıda  inceleyebilirsiniz.

Özetle 2 – 3 yaşına kadar çocuğa tablet vermek pek doğru değil. Sonrasında ise sınırlı süre ile vermek gerekiyor. 3 yaşından sonra eğitici uygulamalar kullanmasını sağlayıp gerçek hayat becerilerini ailesiyle konuşarak,  dokunarak ve birebir iletişim kurarak görmesi gerektiği konusunu unutmamak gerekiyor. Çocuklarınızın günlük uygulama kullanımına limit koyabileceğiniz bir uygulamayı da şuradan indirebilirsiniz.

Son olarak biz Dijital Pazarlamacılar ve markalar için bu durum ne ifade ediyor, ona değineyim. Bir kere şu an tam tablet çağında dünyaya gelmiş geleceğin müşterileri, ellerinde tablet ile doğduklarından 14-15 yaşından sonra yapacakları alışverişlerde muhtemelen bilgisayar bile kullanmayıp tablet veya telefon ile işlemlerini halledecekler. Bu gibi durumlar gelecekte dijital pazarlamanın önemini daha da yukarılara çekecek. Bu yüzden şu an üniversite okuyan gençlere sesleniyorum , geleceğin mesleği uzak ara farkla Dijital Pazarlama olacak bu yüzden kendinizi bu alanda yetiştirmeye başlayın derim.

Markalar ise bir an önce 10 – 20 yıllık stratejilerini çizmeye başlayıp kendi mevcut segmentinin yanında, potansiyel 15 sene sonraki müşterilerini düşünerek uygulamalar yapmalılar. Marka sadakatinin ölmeye başladığı şu anki süreçte, şimdiden gelecek müşterileri için bir şeyler yapıp marka aşinalığı yaratmaları gerekiyor. Şu an bir şey kazanamayacak olsalar bile ileride büyük kazanım olacak şüphesiz.

Bu yazıda faydalandığım, yukarıda belirtmediğim iki kaynakta şu şekilde;

http://theweek.com/article/index/242107/is-the-ipad-bad-for-children

http://www.wired.com/gadgetlab/2013/03/the-terrible-truth-about-toddlers-and-touchscreens/

Görüşlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

 

Neden Markaların Akıllı Telefon Uygulamaları Web Sitelerinden Daha Kullanışlıdır?

Uzun zamandır bu konu hakkında bir şeyler yazmak aklımdaydı en son Mothercare mobil satış sitesini görünce hızlıca yazmak istedim.

Çoğu markanın web sitesinde aradığımız şeyi bulmak için çok çaba harcarız. Sitenin altını üstüne getiririz ama bulmamız gereken şeyi kısa sürede bulamayız. Bunun en önemli nedeni de öylesine yapılan web siteleridir. Marka sadece sitem olsun diye site yaptırınca ortaya belki görünüş olarak güzel ama kullanıcı deneyimi açısından felaket bir site çıkar.

Aynı marka bak şu marka iphone uygulaması yaptırmış biz de yaptıralım der, sitenin yanına birde iphone uygulaması gelir.

İşte kritik nokta burasıdır, sitesi geniş olduğu için her şeyi koymak isteyen marka bu sefer ajans tarafından şu soruyla karşı karşıya kalır?

Bu uygulama içerisinde her şeye yer veremeyebiliriz bu açıdan siteniz için en önemli noktalar nelerdir sorusu gelir markaya?

O zaman marka düşünür sitenin en önemli artılarını, sadece kullanıcının kullanmasını istedikleri noktaları belirtirler ve ortaya kullanışlı bir iphone veya akıllı telefon uygulaması çıkar.

En önemli soru neymiş o zaman? Benim sitem ne için var? Ben kullanıcıların en çok neyi kullanmasını istiyorum? En büyük artım ne? İşte bu soruların cevabını lütfen web siteleriniz içinde veriniz sevgili Markalar.

İşte bunu yaptığınızda ortaya çok kullanışlu hedefe yönelik web siteleri çıkacaktır!!!

 

 

Geleneksel Mağazacılık Anlayışı ve İnternet Satışına Entegresi

Daha önceden bir yazımda Online Pazarlama ve Mağaza Bağlantısına değinmiştim.

Hazır son günlerde fazla sayıda e-ticaret projesi yayına giriyorken ve markafoni, trendyol gibi sitelerin etkisiyle şimdiye kadar geleneksel mağazacılık anlayışıyla çalışan şirketler online alanda satışa yatırım yapıyorken bu firmalara yurtdışından bir kaç örnek gösterelim diyorum.

İnternet üzerinden tekstil satışı ülkemizde son 2 yılda daha çok konuşulur oldu. Bunun başlıca nedeni de aslında internetten kimsenin tekstil ürünü satın almayacağını düşünen kişilere özel alışveriş sitelerinin bunun yapılabileceğini göstermesiydi.

2011 başından itibarende artık bu alana boyner,vakko gibi firmaların girmesi ve onlar dışında da direkt satış alanında internet satış siteleri açılmaya başlandı.

İnternet üzerinden tekstil ne gibi yollarla satılabilir?

Özel alışveriş kulüpleri vasıtasıyla indirimli olarak satılabilir, ya da her hangi özel bir indirim olmadan internet üzerinden direkt satış olarak yapılabilir.

Daha bunları yeni yeni konuştuğumuzdan mağazacılık ile online tarafın bağlantısını nasıl yapabiliriz gibi konular pek konuşulmuyor çünkü hiç bir markanın mağaza stoğu ve internet stoğu veya mağaza personeli ile internet satış personeli birbiriyle entegreli bir şekilde çalışmıyor.

Macys mağazalar zincirini belki bileniniz vardır. Zaman zaman iyi indirimler yapan bir çok markayı bünyesinde bulunduran bir mağaza zinciridir. Hem online tarafta satışı hem de  mağazaları mevcuttur.

Şimdi örneğimize gelelim, Macys satışa sunduğu ürünlerin stoklarını iki satış kanalına da iyi bir şekilde entegre etmiş.

Dockers örneğini inceleyecek olursak, dockers’ın her hangi bir ürününe girildiğinde sepete ekle tuşunun hemen altında mağazada bul tuşunu görebilirsiniz.

 

macys dockers

 

 

 

 

 

 

 

Mağazada bul tuşuna bastığınızda ise karşınıza şu ekran çıkıyor ve sizden zip kodu veya şehir belirlemenizi istiyor,

 

macys dockers 1

 

 

 

 

 

 

 

Şehirinizi belirleyip aradığınızda da karşınıza o an ürünlerin size yakın hangi mağazada bulunup bulunmadığını, mağazanın size olan uzaklığını,haritada adres tarifini görmeniz mümkün.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısaca özetlemek gerekirse satış satıştır, mağazada yapılan satış ile internetten yapılan satışın bir farkı yoktur. Macys örneğindeki gibi iki kanal iyi bir şekilde entegre edilebilirse satış miktarları artar.

Ne zaman ki internet üzerinden satış yapılan kanala açalım siteyi dursun kenarda diye bakılmaz, gerçekten bir mağaza gibi bakılıp özen gösterilir ise işte o zaman ülkemizde internet sektörü çok daha fazla gelişir.

Nasıl tabelası kırık,ürünlerin dört bir yanda olduğu mağaza açılmıyorsa internet sitesi de yarım şekilde açılmamalıdır.

Yazıya Gelen Yorumlar;

Yazı friendfeed’e düştükten sonra çok güzel yorumlar geldi, onları da eklemeden olmaz.

Türkiye bu konuda biraz geriden geliyor maalesef, mağazalar internet bacağını, internet bacağı da mağazaları kendine rakip görüyor. Buna benzer uygulamaları Türkiye’de de sıklıkla görebilmek için kaynağa dönüp, performans/prim sistemlerinden başlamamız gerekiyor. Bu çatışmayı daha önce çalıştığım iki büyük holding grubunda da yaşamıştım. – Y.Emre GÜZER

Biraz Banu Alkan tarzı olacak ama, internet’te açılan dükkanı da benzer kriterler altında değerlendirmeyi unutmamak gerekir. Açılış maliyetleri, başabaş noktası gibi ölçütleri herkes biliyor. Stok devir hızı, vitrinde (ilk ekranlarda) yer alması gereken ürünler, ikinci-üçüncü kez gelen müşteri sayısı, diğer mağazalara (taş-tuğla olanlara) yönlendirme kapasitesi gibi ölçütlerin de (ki bunlardan onlarca var) hesaba katılması gerekiyor artık. Özellikle taş-tuğla kökenli mağazacılıktan gelenler, “tamamlayıcı” etkisini daha iyi kullanmalı. . – Uğur Özmen

yazı çok iyi bir yere temas ediyor.Özellikle şu kısımlar önemli bence. “Kısaca özetlemek gerekirse satış satıştır, mağazada yapılan satış ile internetten yapılan satışın bir farkı yoktur. Macys örneğindeki gibi iki kanal iyi bir şekilde entegre edilebilirse satış miktarları artar. Ne zaman ki internet üzerinden satış yapılan kanala açalım siteyi dursun kenarda diye bakılmaz, gerçekten bir mağaza gibi bakılıp özen gösterilir ise işte o zaman ülkemizde internet sektörü çok daha fazla gelişir.” Birçok tekstil ve giyim firmalarının hemenal’dayken e-ticaret sitelerini erpleriyle entegre ederek e-ticaret sitelerini yaptık.Bu markaların ilk sorusu perakendemi vurur mu? sorusu oldu.Özellikle en çok direnenler şube müdürleri idi,malum prim yapısından dolayı.Biz de burada hep dedik ki satış satıştır.

Bir büyük markayla örnek vereyim istiyorsan yazınla ilgili,bu firma Türkiye’nin en büyük 3 ayakkabı oyuncusundan birisi,Erpsini de entegre ettik,gayet stabil çalışıyor,ayrı depo açtık stok-caride çok iyi satışları var (Ziyaretçinin alım adetlerine ve ticket sizelarını dikkate alarak söylüyorum).En sıkıntılı durum mağaza müdürlerinin ellerinde olan malı (ki satamamışlar stoklarında duruyor.) kendi e-ticaret sitelerine vermek istememeleri.Çünkü prim alamayacaklarını düşünmeleri ki firma bunun için ekstra prim de veriyor mağazaya.Her zaman düşünmüşümdür senin bu modeli Türkiye’de uygulayabilecek zengin ürün gamına ve şubeye sahip kim var diye,baktım ki evkur var :) ama onda da senetle satış almış başını gitmiş,sıcak bakmıyorlar :)Yine Macys’in aynısını Yabancı bir ayakkabı markasının Türkiye Ofisine önermiştim ama elde var sıfır.Aşılacak inşallah ben hep şöyle düşünüyorum açıkçası 2005-2006’da kaç adet stok cari entegrasyonlu site vardı,şimdi kaç tane var,inşallah macys benzeri projelerde 3-4 sene sonra çok büyük şube ağı olan şirketler için elzem olacak,kaçış yok,projeyi yapan da çok iyi kazanır düşüncesindeyim :) o da ayrı mesele,tekrardan teşekkürler,valla ileriye dönük projeksiyon bir yazı olmuş :) – Ali Aygün

Ali ‘nin dediği gibi mutlaka bir gün yapacaklar ama mağaza stoklarını düzgün bir şekilde anlık takip edebilen o kadar az sayıda firma var ki , Bunun nedeni e-ticaret öncesi yazılım altyapısına önem vermemeleri veya yatırım yapmamalarından kaynaklanıyor Zamanla E-ticaret yazılım altyapıları – ERP yazılım Altyapıları – CRM altyapıları tamami ile bütünleşecektir. Ama biz bunu görsekde sektörün oturması zaman oluyor elbette – Taner Kayman



 

Ahmet Durul'un Kitabı Kovadaki Okyanus Çıktı

Ahmet hocamı gerçekten çok severim, Pazarlama konusunda ufkumu açan, yeni bakış açılar kazandıran, şu an bulunduğun duruma en çok katkısı olan isimlerden birisidir kendisi.

Onunla sohbet etmek, bambaşka Dünyalara gitmektir, engin deneyiminin çok az kısmını dinlemek bile size büyük tecrübeler katar.

Türkiye’de reklam alanında en eski ve en usta isimlerden biri olan Ahmet Hocamın yepyeni kitabını duyurmaktan onur duyuyorum.

1 günde bitirebileceğiniz, sizi başka Dünyalara götürecek bambaşka bir kitap.

Okumanızı mutlaka tavsiye ediyorum, işte kitabı satın alabileceğiniz link http://bit.ly/AhmetDurul

Keyifli okumalar…

El Yazısı ve Önemi

Hayatımız gün geçtikçe daha da elektronik hale geliyor.

Artık msn’den, gtalk’tan selam verdiğimiz konuştuğumuz arkadaşlarımızı gerçekte görmeye gerek duymuyoruz. Görüşmüş sayıyoruz.

Özel günlerde 20 kişiden aynı mesajı, e-postayı alıyoruz. Mektupmuş, kartmış bunlar zaten geçti.

Geçti ama bir şey az olduğunda değerli olur ya, elmas gibi, işte bu zamanlarda mektup atan, el yazısı ile kart yazan şeyler daha çok dikkatimizi çekiyor.

Nereden geldi aklıma bu yazı?

Mest rakı sayesinde geldi, bugün ofise güzel bir kutu geldi. İçini açtığımda güzel elle yazılmış uzun bir not, güzel bir rakı şişesi ve bardaklar vardı. Her şeyin özenle yapıldığı çok belliydi.

Yüzümde gülümseme yarattı mutlu oldum. Mutlu eden rakı, bardak değildi, mutlu eden bir markanın samimi, elle yazılmış iletişimi idi.

Teşekkürler Mest Rakı.

Online Reklamcılığın Etkisini Mağazada Ölçmek

İnternet reklamcılığının en büyük avantajının ölçümlenebilmesi olduğunu devamlı söylüyoruz.

Sadece internet üzerinden satış veya üyelik toplayan markalar için ROI (return of investment) yani yatırımın geri dönüşünü hesaplamak daha kolay.

Peki hem offline hem online platformu bulunan ama offline satış ağırlıklı tekstil sektörü için veya bu durumda bulunan büyük FMCG markaları için online reklamcılığı nasıl ölçümlenebilir kılabiliriz sorusuna daha fazla cevap bulabildiğimiz zaman bu markaların online reklama daha çok para yatırmasını sağlayabiliriz. Continue reading

Geleneksel Reklamcılar Sizin de SEO'ya İhtiyacınız Var!

Çok mu iddialı bir başlık oldu:) Muhtemelen yazıya tıklayan kişiler devamını merak ediyorlardır. En azından nereden böyle bir bağlantıyı çıkardım merak ediliyordur:)

Arama motoru optimizasyonu bir sitenin arama motorlarında istenilen kelimelerde daha iyi sıralamalar elde etmesi en basit tabiriyle konusuyla ilgili bir şey arandığında bulunması için yapılan çalışmaların bütünüdür.

Ülkemizdeki markalar bu işi çok fazla önemsemiyor yani kendi sitesinin adını yazdığında bulunması bazı markalar için yeterli olabiliyor. Genelde de bu gibi çalışmalarla ya Pazarlama’dan, ya BT’den birileri ilgileniyor. Bu gibi çalışmalar için kendi içinde kaynak yaratamayan yerler ise SEO Danışmanlığı alıyor.

SEO denince hep akla ilk önce teknik detaylar, site üzerindeki basit çalışmalar, url yapısının arama motoru dostu yapılması vs. gibi şeyler geliyor.

Aslında SEO bunların hepsinden çok daha fazlasıdır, geniş düşünme gerektirir.

Geleneksel reklam mecralarını kullanan markalar ise site isimlerini yazsa bile sitelerini optimize etme gereği duymazlar. Genelde site yapıları flash’tır. Çok umursanmaz yani.

Bana kalırsa bu inanılmaz büyük bir hatadır, TV,Radyo,Gazete gibi mecraları kullanan bütün marka yöneticileri SEO’dan az da olsa anlamalı, hatta bu projeleri hayata geçirmeden SEO konusunda danışmanlık almadan sitelerini açmamalılardır.

Neden mi?

Bir bankada pazarlama departmanındasınız, yeni bir kredi çeşidi çıkartıyorsunuz. Adı da Çelik kredisi olsun (çok kötü salladım:)) Reklam çalışmalarına başlandı, TV için çekimler yapılıyor, dergi, gazete için hazırlıklar yapılıyor. Milyonlarca dolar daha reklam çıkmadan harcandı. Sonra TV,gazete,dergi derken her yerde reklamlarınız çıktı. Harcadığınız rakam toplamda 5 milyon dolar oldu diyelim.

Tüketiciye ulaştınız her şey harika, insanlar reklamı televizyonda akşam gördüler, prime time’da reklam çıktınız, en iyi gazetelerde reklam verdiniz. Tüketiciye ulaşma işlemi tamam. Herkes gördü, merak etti.

Eeee sonra?

Marka bilinirliği, kampanya bilinirliği tamam. Tüketici merak etti neymiş bu dedi. Malum reklamda her detay yok.

Hemen girdi internete, google.com.tr’ye, tüketici Çelik kredisi yazdı bilgi almak istiyor çünkü. Karşısına ne çıktı peki?

Hiç bir şey:) Evet kişi o krediyle ilgili netten bilgi almak istedi ama karşısına bankanın ürünüyle ilgili sitesi çıkması gerekirken o kredi çeşidiyle ilgili insanların tartıştığı bir forum çıktı. 2. sıraya bakıyoruz yine başka bir site.

Markanın sitesi kaçıncı sırada acaba, ilk sayfada 7. 8. falan.

Bilgi almak isteyen tüketici ilk 3 sıra ilgi çektiğinden forumlara girdi. Bir de ne görsün, herkes çelik kredisi hakkında konuşuyor. 2-3 kişide çok kötü konuşmuş. İşte TV,dergi,gazeteye yatırdığınız 5 milyon doların bittiği nokta.

Google Dünyasındayız artık, insanlar istedikleri bilgiye hemen ulaşmak istiyorlar, telefon etmek, bankaya gidip sıraya girerek bu bilgiyi almak zor iş. İnternet dibinde, hemen arama yap, öğren.

Kendi ürünüyle ilgili en iyi bilgiyi marka verebilir, başka sitelerde çok alakasız konuşmalarda olabilir, belkide tüketici hiç yoktan yere yanlış gördüğü 1-2 bilgiden dolayı kredi hakkında daha çok bilgi almaktan vazgeçti.

Peki şöyle olsa nolurdu?

Marka bu krediyi çıkarmadan, içerideki online pazarlama departmanını toplasa (varsa tabi), böyle bir kredi çıkartacağız, ürün sayfamızı hazırlayın, arama motoru dostu şekilde her şeyiyle yapılsın dese. Ürün çıkmadan sayfa hazır olsa ve reklam başladığında tüketicilerin bilgi için başvurduğu ilk sonuç markanınki olsa kötü mü olur?

Bence gidilmesi gereken nokta bu, SEO önemlidir, arama motoru reklamcılığı önemlidir.

SEO’dan ürünü desteklediğiniz kadar, AdWords kampanyaları ile de doğru noktada olmalısınız.

360 derece Pazarlama dediğimiz olgunun böyle yapılması gerekiyor bence.

not:uzun zamandır yazamadım, çok üzülüyordum. Şimdi rahatladım:)

Devlet 2.0 – Bir Ülke İnterneti Nasıl Etkin Kullanabilir? (Örnek Olay)

Az önce blog.linkedin‘e göz atarken okuduğum bir yazı oldukça ilgimi çekti.

Amerika hükümeti KOBİ’lerle  (küçük ve orta ölçekli işletme) ilgili bir sağlık reformu açıkladı.  Yeni reformda küçük ve orta ölçekli iş yeri sahipleri ve çalışanlarının daha iyi sağlık bakımı almaları için yapılması düşünülenlerle ilgili bir rapor yayınlandı. Buraya kadar herşey normal.

Obama bu rapor ile ilgili kobi’lerin düşüncelerini almak istemiş. Bunun için seçilen yer ise Linkedin . Malum linkedin içerisinde fazla sayıda işyeri sahibini barındıran bu iş için harika olabilecek bir yer.

CEA ( The Council of Economic Advisers) başkanı Christina Romer, linkedin’de bununla ilgili bir soru sordu. Bu şekilde iş yeri sahiplerinin görüşlerini rahatlıkla alabileceklerdi.

Benim şu an gördüğüm kadarıyla soruya 1574 adet yanıt geldi.

Obama interneti etkin kullanmaya devam ediyor.

Bence harika bir uygulama olmuş, tamamen hedefli, doğru yerde sorulmuş bir soru ve karşılığında alınan binlerce yanıt. Bundan daha güzel feedback olur mu? Raporun eksik yönleri gelen yorumlardan sonra çok daha iyileştirilebilir.

Belki bizim için çok kolay gelinebilecek noktalar değil ama Amerika dışındaki diğer ülkelerinde artık interneti aktif olarak kullanabilmeyi ciddi şekilde düşünmeleri lazım.

İnternette Kriz Yönetimi

İnternette Kriz Yönetimi

En son yazdığım “İletişim Kanallarını Açık Tutmak” isimli yazıma, sevgili Uğur Özmen’den çok güzel bir yorum geldi. Uğur abi son yıllarda çokca karşılaştığımız marka karalamalarına karşı internette nasıl tavır alınmalı, onun hakkında yazar mısın diye rica etmiş. Öncelikle çok güzel bir konuya değindiği için teşekkür ederek yazıma başıyorum.

LCW, Coca Cola, Danone ve daha bir çok büyük marka hakkında son yıllarda internet üzerinden karalama kampanyaları yapıldı, milyonlarca kişiye e-postalar gönderildi ve bütün bunların sonucunda belki kısa dönemli de olsa markalar zarar gördü. İnternette özellikle dedikodu mahiyetinde haberlerin, büyük markalar hakkında çıkan şehir efsanelerinin yayılma hızları inanılmaz.

Peki bu yayılma süreci nasıl işliyor ve bu süreçlere nasıl müdahele etmeli neler yapmalı?

Bu sürecin başlangıcında muhtelemen birisi bilgisayarının başında sıkılır, veya her hangi bir markadan dolayı canı yanmıştır kendine öylesine bir isim bulur, bir marka hakkında bir efsane uydurur, sonrasında internette gönderdiği kişiler zaten bunu e-posta listelerindeki insanlarla paylaşarak işi iyice büyütür.  Muhtelemen 2-5 gün içerisinde e-posta ilk gönderen kişiye geri döner, o kişi de keyifli keyifli güler:) (Bu senaryo genelde markalar hakkında asılsız iddiaların çok olmasından dolayıdır, bu yüzden bu olumsuz durumu ele alıyorum, eğer bu e-postadaki iddia gerçekse ve kanıtlanabiliyorsa markanın kabul etmek ve pazar payı kaybını kabullenmek dışında yapacağı fazla bir şey yoktur)

Kendisine X markası hakkında e-posta gelen bir kişi son yıllarda bu tarz iddiaların çok olması sebebiyle muhtelemen hemen inanmayacaktır. Ve anında google.com’a girip marka adı+sahtekarlık-böcek-şuna satıldı gibi aramalar ile bilgi edinmek isteyecektir. Yani internet kullanıcısı e-postayı aldığı anda veya haberi duyduğu anda hala yenik sayılmayız. Durum şimdilik eşit. Esas oyun aramadan sonra başlıyor. İşte bu andan sonra neler yapabiliriz hemen bakalım;

-E-posta binlerce kişiye ulaştıktan sonra illa ki birileri internet üzerinde bir foruma veya bloga iftira e-postasını yapıştırırlar. Bu demek oluyor ki, google aramasını yapan kullanıcılar hala iftira haber ile karşılaşıyorlar.

-Öncelikle google alert ile marka ismini, değişik kullanımları ile birlikte takip etmeye hemen başlamalısınız. Google alert’te takip ettiğiniz kelimeleri reader’ınıza da alabilir, takibinizi kolaylaştırabilirsiniz. Her gün mutlaka sizin hakkınızda çıkan haberlere göz atmalı, en ufak haberi gözden kaçırmamalısınız. Eğer bunu yapıyorsanız hakkınızda çıkan iftira haberi çıktığı anda yakalayabilirsiniz. Ve oyunda hala yenik sayılmazsınız.

Şimdi aksiyon zamanı;

-Hemen şirket içinde ilgili departmanları, varsa PR ajansınızı toplayarak hızlı çözüm önerilerini üretmelisiniz. Bu iftiraya karşı kanıtlı bir yanıt olabilir, genel müdürden bir açıklama olabilir. Ama önemli olan hızlı karar alınması.

-Basına gönderilecek yazı hazırlanırken, internette hemen kendi sitenizde bu konuyla ilgili açıklamanızın olduğu bir sayfa hazırlamalısınız. Ama bu sayfa basit olmamalı. Aksine size atılan iftirayı içeren, içinde kanıtlarınızın bulunduğu hatta klasik bir açıklama yazısı değil genel müdürünüz veya üst düzey yöneticilerinizin birinin elinden yazılmış bir yazının bulunduğu zengin içerikli bir sayfa olmalı. İnternette insanların karşılarında görmek istedikleri şey samimiyet öncelikle. Bu sayfa hazırlanırken mutlaka Arama Motoru dostu bir sayfa olmalıdır. Bu konuda bir uzmana danışmak ona göre sayfa hazırlamak en önemli hamlelerden birisidir.

-Sayfa hazırlanması ve yayına alınması çok hızlı bir şekilde yapılmalıdır, çünkü her ertelediğiniz dakika içerisinde google’da sizin hakkınızda binlerce arama yapılıyor olabilir. İnsanlar bilgi almak istiyor, bir açıklama görmek, eğer o markanın müdavimi ise de içini rahatlatmak istiyor. Arama motoru dostu bir sayfa ile sizin hakkınızda yapılacak olası kelime aramalarında en üstte çıkmanız sizi bu oyunda öne geçirir.

-Ama daha da fazla bir şey yapmak lazım, insanlar aramaya devam ediyor, her kelime aramasında sayfamız en tepede olmayabilir. Hemen google adwords ile bir hesap açılmalı ve size atılan iftira hakkında bilgi almak isteyecek kişilerin karşısına içerisinde açıklama sayfanızın bulunduğu bir reklam kampanyası ile çıkılmalıdır.

Google reader ile haberi anında yakaladık, hemen oturup karar aldık, arama motoru dostu sağlam içerikli bir sayfa hazırlayıp yayına aldık, adwords ile de hakkımızda yapılan olası aramalardan kullanıcıları yakaladık. İşin büyük kısmı bitti.

Amacımız hemen aksiyon almak, bilgi almak isteyen insanlara doğru bilgiler sunmak, en tepede yer alarak bizden başka sayfalarda yanlış bilgi almalarını engellemektir.

Eğer bu olay tahminimizden fazla yayıldıysa, elimizde bulunan kullanıcı veritabanına e-posta da gönderebiliriz. Veya bu iş için farklı e-posta veritabanlarını kullanabiliriz (superteklif) . Burdaki önemli noktada e-posta gönderme işini ciddiye alarak profesyonel olarak büyük veritabanlarına e-posta gönderen firmaları tercih etmemizdir. Gönderdiğimiz e-postalar spam’e düşüyorsa göndermenin bir anlamı yoktur.

Açıklama için, eğer şirketimiz için bir blog tutuyorsak, bu alanı da kullanabiliriz. Bu tarz haberlerin yayılma hızı inanılmaz boyutlardadır. Çünkü işin içerisinde bir şehir efsanesi, insanların birbirlerine boşken bahsedebileceği bir olay vardır. Bir marka önlemini ne kadar geç alırsa zararı o kadar büyük olur.

Zaten söz konusu haber yalan ise, kanıtlarıyla yalanlamak, samimi, dürüst olmak hasarı en aza indirecektir. İnternette kullanıcılar ile markalar yakınlaştı dedik, artık kullanıcılar markalardan klasik açıklamalar değil samimiyet bekliyor. Bir de markalara internette bulunabildiğiniz kadar çok bulunun dedik, işte bu noktada daha bir anlamlandı sanki. Sizin hakkınızda haber almak isteyen kullanıcıların google ilk 10 arama sonucunda yanlış haberlerle karşılaşmalarını istemiyorsanız internette çok daha fazla yer edinin.

Bu konu ile ilgili LCW mağazası kendisine atılan iftiradan sonra google adwords reklamlarını kullanmıştı. İlk ağızdan müşterilerini bilgilendirerek işin büyümesini engellemişti. Siz doğru bilgiyi müşterilerinize hemen ulaştırıyorsanız, kişilerin söyleyebilecekleri ikinci bir şeyleri kalmaz. Ama hiç bir şey yapmazsanız sizin hakkınızdaki şehir efsanesi gerçek bir efsane halini alır.

İletişim Kanallarını Açık Tutmak

Markalar ve İletişim Kanalları

İnternetin markalara en büyük katkılarından bir tanesi tüketici-marka ilişkisini kolaylaştırması. Yani eskiden sadece raflarda, Tv reklamlarında gördükleri, kolayca ulaşamadıkları markalara artık tüketiciler kolayca ulaşabilmektedirler.

Telefon numaraları,e-posta adresleri gibi ulaşım yöntemleri ile basitçe markaya şikayetinizi, övgülerinizi iletebiliyorsunuz. Fakat bir çok marka bununla da yetinmiyor, twitter, micro site açmak gibi yöntemlerle müşterileriyle daha da yakınlaşıyor, onlardan fikir alıyor, şikayetlerini cevaplıyor. Twitter’ı Comcast gibi bazı firmalar müşteri şikayetlerini, isteklerini karşılayarak kullanıyorlar starbucks gibi bazı markalar ise mystarbucksidea.com gibi sitelerde müşteri önerileri alıyorlar. Ülkemizdeki müşteri-tüketici yakınlaşmasına en güzel örneklerden bir tanesi ise www.ideshot.com, ideshot aracılığıyla da bir çok marka ürününü kullanan kişilerden öneriler alıyor, beğenirse hayata geçiriyor. Beğendikleri önerilere verdikleri hediyeler ile de kazan-kazan prensibini çok güzel uyguluyorlar.

Markalar, internet üzerinde müşterilerinin kendilerine ulaşması adına her türlü iletişim kanalını açık tutmalılar. Eğer web sitenize giren kullanıcı size ulaşmak için eziyet çekiyorsa baştan 1-0 yenik başlarsınız. Ana sayfanıza gelen kişilerin görmeleri gereken en önemli şeyler; telefon numaranız, iletişim linkiniz, farklı istekler için farklı e-mail adresleri, sizi arayalım kurguları, gibi özellikler olmalıdır. Kolayca ulaşılabilir olmanız en önemli artınızdır. Ayrıca twitter,friendfeed gibi siteleri GERÇEKTEN kullanmak, blog açmak markaların tüketiciyle yakınlaşmalarına olanak sağlar.

Markanızla az önce çok kötü deneyim yaşamış biri, internet üzerinde harıl harıl bu firmaya nasıl ulaşırım diye sizi arıyor olabilir. Ararken de nerede bu lanet olası telefonları, e-posta adresleri diyor da olabilir ve muhtemelen 2-3 dakika arayıp sizi bulamadıktan sonra hemen bir şikayet sitesine girip bütün deneyimini yazabilir.

Bu durumda sinirli komşudan kaçan, duvarın arkasına gizlenen ve annesine şikayet edilen çocuk mu olmak istersiniz, yoksa bütün iletişim kanallarınızı açık tutarak müşterilerizin size kolayca ulaşmasını sağlayarak şikayetçi teyzenin karşısına çıkan, özür dileyen, kendini affettiren, konu annesine gitmeden kendi çözen çocuk mu olmak istersiniz?

Tercih sizin, kolayca ulaşılabilir olun, internet dünyasında hiç bir yere kaçılamayacağını unutmayın.